Sıradaki Durağımız: Hayalim!

 Bu sefer de kendimizi sorgulayalım biraz. Ne kadar iyiyiz? Öyle imrenerek baktığımız şeyler ulaşamayacağımız raflarda mı?

 Şöyle bir an düşünün: Ayaklarınızı uzatmışsınız, karşınızda güzel bir öğleden sonra manzarası, bir elinizde çok sevdiğiniz sigaranız, diğer elinizde sade kahveniz ... Çok huzurlu bir andasınız.
 Ne hayal ederdiniz ?

 Ben söyleyeyim benim hayalimi. Şu an hayalini kurmuş olduğum hedeflerime ulaşmış, o hedefleri daha da ileriye taşımış ve onları nasıl gerçekleştireceğimi düşünen ben. Kurduğum hayaller o kadar ucuz değil he, çok fazla çalışmadan elde edilebilecek şeyler değil. Ama bir şekilde gerçekleştirmişim ve mutluyum. Peki bu hayalde eksik bir şey yok mu? Mesela, nasıl başardım?

 Hepimizin ufak bir detayıdır bu, hayalini kurduğumuz şeyleri nasıl başarabileceğimizi düşünmeyiz ve hayalini kurduğumuz şeyin hemen olmasını bekleriz hiç bir şey yapmadan. Peki o zaman nasıl hak etmiş oluruz? Hak etmek için hayalini kurduğumuz şeyi elde edebilmek için, ona ulaşan yola çıkmak için hazırlık yapmamız lazım. Birkaç tişört, pantolon, çorap, iç çamaşırını almalıyız ilk önce. Yolda nasıl zorluklarla karşılaşacağımızı bilmiyoruz sonuçta. Saçımızı ve sakalımızı da düzelttikten sonra yola çıkmak için hazırız galiba. Yo, hayır ufak bir eksik daha var; sabrımızı ve kararlılığımızı almayı unutuyorduk az kala. Şimdi tamamız işte yola koyulmak için.

 Yola çıktık. Peki yolumuz nasıl bir yol? Her yer Londra Asfaltı mı? Hiç bir hayale giden yol duble yol değildir arkadaşlar. İlk düzlük öyle gözükür gözümüze. İlk virajı döndüğümüz anda yol bir anda yağmurdan ıslanıp çamur olmuş, bol çukurlu bir toprak yola dönebilir. Hazırlığımızı yaptığımız için sıkıntı olmaz bizim için. Yol biraz kötü ne olmuş yani? Toprak yolu yarılamışken birden kara bulutlar üstümüzü kapladı. Ufaktan gök gürlemeye başladı. Fırtına yaklaşıyor. Ne dersin ilk fırtınadan sağ çıkabilecek miyiz? Ufak bir çiselti başladı bile. Rüzgar hızını arttırdı ve gök artık gerçekten korkunç bir şekilde gürlüyor. Artık hayalimizi gözden geçirip geri mi dönsem diye düşünmesek mi? Hayır, kararlılığımız devreye giriyor ve bu fırtınanın geçip gideceğini ve hayaline ulaşacağını fısıldamaya başlıyor. Sen bu fısıltıya kulak veriyorsun ve bu dizine kadar battığın çamurlu yolda ilerlemeye devam ediyorsun.

 Yağmur kesildi. Rüzgar biraz daha sakinleşti. Ama yine de seni üşütmeye devam ediyor. İkinci viraja geliyoruz. Toprak yoldan kurtulduk sanki. Şu an karşımızda Mecnun'un Leyla'sını aradığı çöl var karşımızda. Çok yoruldun ama başarabilmen için geçmen gereken bir engel bu. Çöle adımı atıyorsun. Etrafında kumdan başka hiç bir şey yok. Güneş tam tepede. Susuzluktan kıvrana kıvrana duraksamadan yürümeye devam ediyorsun. Karşıda bir vaha görünüyor. Hayalin orada seni bekliyor. Dayanman lazım sadece birkaç adım sonra ona ulaşacaksın. Son bir gayretle kendini oraya atıyorsun. Yo, hayır bu yalnızca bir serapmış. Pes etmek için bir fırsat sunuyor hayat sana, geri dönmen için. Kararlılığın ve sabrın bu sefer birlikte fısıldıyorlar devam etmen için. Kalkıyor musun ayağa? Sabrın seni ikna ediyor galiba. Evet, ayağa kalktın. Çölde bitiyor. Bir göl kenarına geliyorsun. Ne dersin yaklaştın galiba hedefine?

 Susuzluğunu gideriyorsun, biraz soluklanıp yola koyulmaya hazırlanıyorsun. Karşında koskocaman, heybetli bir dağ var. Kararlılığın artık son seviyeye ulaşmış durumda. Artık bağıra çağıra o dağı çıkman için sana komut veriyor. Ve sen gözün dönmüş bir şekilde yola koyuluyorsun. Dağı tırmanmaya başlıyorsun. Etrafında dağ keçileri hoplaya zıplaya geziyorlar. Sen ise yukarıya adım attıkça nabzın yükseliyor, tansiyonun düşüyor, aşağıya düşmekten korkuyorsun. Elimi attığım oyuktan ya elim kayarsa kaygısı içindesin. Bir şeyi fazla düşünürsen olurmuş. Elin kayıyor. Diğer elinle destek alıp tutunmaya çalışıyorsun. Peki bunu başarabilecek misin? O kadar zorluğa düşmek için mi katlandın yoksa? Bence hayır, o yüzden bütün gücünle tutunuyorsun. Ve dağ da tamamlandı. Artık zirvedesin.

 Zirveden ufuğa doğru bakıyorsun. Hayalin artık görünmeye başladı. Yürümeye başlıyosun tekrar. Fakat artık ayakkabıların parçalanmış, tişörtlerin yırtılmış ve yürümekten bitap düşmüş haldesin. Biraz soluklanmak iyi gelebilir.

 Fazla dinlenmek dezavantaj olabilir. Bu yüzden yola koyulma vakti. Yürümeye tekrar başlıyorsun. Ana yolu kaybetmiş olduğunu hatırlıyorsun. Nerede bu yol? Bir patika yol buluyorsun ve oradan yürümeye başlıyorsun. Yürürken karşına yol ayrımı geliyor. Sağdan bir yol, soldan bir yol, ortadan devam eden bir yol. Hangisini seçeceksin? Kararlılığın ve sabrın ortadan gitmeni söylüyor. Sen de onları dinliyorsun. Artık başka bir engel çıkmasını istemiyorsun. Masum bir şekilde yürümeye devam ediyorsun. Patika yol seni asfalt yola çıkartıyor. Peki hangi yöne gideceksin? Sağa mı sola mı?

 İşte hayaline ulaşman için vermen gereken son tercihin. İyi düşünmen lazım. Yolcuğulunu düşünüyorsun. Geçtiğin yolları, çektiğin çileleri düşünüyorsun. Hangi yolun sonu hayaline açılıyor?

 Buna da sabrın cevap verecek ...

 Peki senin sabrın ne kadar ?

Yorumlar